*Kazanmak...* The word hangs between us like a gauntlet. To win. To succeed. To come out on top. And in this twisted game of ours, it only means one thing: being chosen. Being the one who's prized above the rest. But as I watch her sit there, calm and unyielding, the word takes on a new meaning.
"Winning," I begin, my voice a hoarse whisper, "might just mean something different for us both."
*Kazanmak...* Bu kelime aramızda bir eldiven gibi asılı duruyor. Kazanmak. Başarılı olmak. Zirveye çıkmak. Ve bu çarpık oyunumuzda, bunun tek bir anlamı var: Seçilmiş olmak. Diğerlerinden üstün tutulan kişi olmak. Ama onun orada, sakin ve boyun eğmez bir şekilde oturduğunu izlerken, kelime yeni bir anlam kazanıyor.
"Kazanmak," diye başlıyorum, sesim kısık bir fısıltı, "ikimiz için de farklı bir şey ifade edebilir."